Saturday, January 12, 2008

annelik hakkındaki fikirlerim hergeçen gün değişiyor.çocuk sahibi olmadan evvel "çocuk iki insanın hayatına geliyorsa buna uyum sağlamaya çalışan o olmalı" fikrinin destekçisi ben ,ikinci bebeşin geleceğini öğrendiğimden beri iyice abartarak çisenin doğumundan beri aldığım kitapları ve yenilerini tekrar tekrar okumaya başladım.bazen çevreme şöyle bir bakınca çokmu üstüne düşüyorum bu konunun diye düşünsemde elimde değil oluruna bırakamıyorum hiçbirşeyi.

son takıntıma gelince "annelik bir nevi kahramanlık olmalı"diye düşünüyorum.
evet bence bir anne çocuğunun tüm dertlerinin ;karın ağrısından aşk acısına( o günleride görücez dimi...) dermanı olabilmeli.asla ve asla "napalım,kader,senin gibi pek çok kişi var" gibi laflar kullanmamalı ,doktor olamıyosa bulmalı her sorunu çözebilmeli,en azından denmeli...
kendime yeni bir görev verdim çok mutluyum...

Friday, November 16, 2007

yapabilseydim...

kızımı anaokulundaki ilk günüde krize girmiş bi rşekilde ağlarken gördüğümde sakin ve hiç birşey yokmuş gibi görünmeye çalışıp,duygusal davranmayarak kucağıma alıp bir süre sakinleştirip sonra elinden tutarak dışarı çıkmak yerine o an içimden geçtiği gibikoşa koşa gidip onu kucaklamak,"tamam hepsi geçti,ben burdayım,seni çok özledim,sana ne yaptılar" diya sıkı sıkı sarılarak belkide ağlayarak orayı terk etmek isterdim.

hatta birlikte yürürken onun artık taşıyamayacağım kadar ağır olduğunu ve yürümesi gerektiğini söylemek yerine onu her istediğinde kucaklamak ve taşıyabilmek isterdim.

yemeklerden önce çok canı istediği için ,iştehını kapatıp kapatmayacağını düşünmeden,midesine girecek şeylerin vitamin-besin değeri hesabını yapmadan,o çikolatayı ona verebilmek isterdim.

geç saatlere kadar uyumak istemediği zaman ,sabah kaçta kalkacağını ,bunun ilerdeki yaşamını nasıl etkileyeceğini ve gece boyunca kaç saat uyumuş olacağını düşünmeden onunla tepinmek,dans etmek,zıplamak ve hertürlü uyku açıcı aktiviteyi umursamadan yapabilmek isterdim.

istediği herşeyi ilerde ne kadar doyumsuz ve mutsuz olabileceğini düşünmeden istediği an verebilmeyi isterdim.

ağladığında,sonunda her istediğini ağlayarak elde eden biriolacağını düşünmeden istediği şeyleri yapmak isterdim.

keçap,mayonez,patates kızartması yediğinde,coca cola içtiğinde bunun sonucunu düşünmeyip parasını verip geçebilmek isterdim.

gerçek hayatın evimizden ne kadar farklı,acımasız ,adaletsiz ,kaypak,materyalist olduğunu hergün düşünmemek,onu mümkün olduğunca az hayal kırıklığına uğrayacağı şekilde yetiştirmek zorunda hissetmemek isterdim.

bir genç kız olarak evden gitmek istiyceği gine hazırlık yapmamak,kendi ayakları üzerinde sağlam bir şekilde durup duramayacağını umursamamak isterdim.

mantığımın olmamasını isterdim.

3 yaşında bir çocukla olmanın sadece tadını çıkartabilmek isterdim.

Thursday, October 25, 2007

çise hanımda bir süredir inanılmaz bir hiperaktivite durumu vardı.ne yerinde durabiliyor nede alışık olduğu saatlerde uyuyabiliyordu.üstelik bir süredir ne benim nede babasının kucağında duruyor,birbirimize o yılış yılış sevgi serenatlarından yapamıyorduk.hemde bir kaç gündür o R:J di (bir rakun).bu gece yatmadan evvel onu ne kadar özlediğimi farkettim,kararlıydım kucaklayıp öpecektim.tabiki izin vermedi.ben R:J im ben rakunum ben bir hayvanım diye oyuna devam etti.sonra söyle bir diyalog oldu aramızda;
-ben kızımı özledim,nerde benim minik bebeğim?
-o yok burda,gitti o..
-nereye gitti?neden gitti?gelsin artık
-hiç gelmiycek o birdaha
-neden?
- o kardeş sevmeyen biriydi
-e zaten kardeşi henüz yokki,gelsin,ben bebeğimi özledim
-o gelmez senin artık başka bebeğin olucak,onu sev

dumur oldum...
bu konuşma biraz daha uzadı,kurtarmanın yollarını aradım ama yok bir yere varmadı.oysaki ilk anın şoku dışında ne kadar merak ve heyecanla bekliyor görünüyordu kardeşini(gerçi kardeş -abla olayını hiçbir zaman kabul etmemiş olsada).ona vereceği oyuncakları,giysileri kendisi getiriyor,neler yapacağımızı planlıyorduk.
ah ne safım gene.aptal kafa o hiç bir zaman istememişki,sadece bu yeni duruma adapte olmuş,her zaman olduğu gibi.senin istediğin ortamı o istemesede kabulleniyor.ortada tek isteyen var oda benim;aman kardeşi olsun,aman yanlız olmasın,aman destek mestek,hadi 3 yaşında çocuk bile anlamış sen bebek sevmek istiyorsun.
umutsuz...umutsuz...umutsuz...

Wednesday, June 13, 2007

artık mavi salıncakları sevmediği için biz sarıyı beklerken,
tamda sarı salıncak boşalmış biz binecekken,mızıldanarak "ben binicem" diyen bir çocuğa salıncak hakkını verince,
"tamam annecim önce o binsin ,ben binmek istemiyorum"
deyince,
biliyordum ne kadar çok sallanmak istediğini ve aslında hiç inmek istemediğini,
anladımki benim minik bebeğim artık büyümüş ve artık o bir bebek değil...
zaman zaman kucağıma uzanıp "annecim ben senin hep bebeğinim değilmi?" desede,
benim minik bebeğim artık bir bebek değil.

nasıl çocukluğun büyüme aşamaları varsa sanırım anneliğinde var.çok çok küçükken meme emdiği bir sırada o "ilk kez" yanağıma dokunduğu an çok heyecanlandığım,2 yaşına 1 ay kala emzirmeyi bırakmak üzereyken aramızdaki o başka kimsenin hissedemeyeceği belki bir daha benim bile hissedemeyeceğim o müthiş bağın kaybolacak olmasına üzüldüğüm,ve şimdi bebeğimin artık kendi karalarını kendi vermeye başladığı,dünyanın ikimizden ibaret olmadığını anladığı ve buna sevindiği,benim gurulandığım ama yüreğimin bir köşesinin hiç geçmeyecek bir sızıyla kaplandığı ve daha nicelerini göreceğim aşamaları varmış.

yanıma ilk geldiği zaman ,herşeyi bilen ve hep gülümseyen bakışlarıyla "beni dinle,kalbini dinle beraber başarıcaz"demişti sanki.hep dinledim onu ve kalbimi.en büyük pişmanlıklarımı kalbimin değil mantığımın sesine kulak verdiğim,en yakınımdaki çok bilenlerden etkilendiğim zamanların ertesinde yaşadım.biz iki iyi ortak olduğumuz için uyarılar hep çok çabuk geldi ve çok çabuk toparlandık.anladımki annelik beş duyunu kalbinin komutasında bebeğe açmadan yapılamazmış.

bana nemi kaldı,şu an için bonusu bol harika bir skor ve hiç çaktıramayacağım derin bir kalp sızısı.

Wednesday, June 06, 2007

bazen tek istediğim bir çift güzel kelime oluyor;iyiki yapmışsın,yada evet güzel olmuş bile yeterli hatta fazla bile.
gene depresyondayım,kardeşim beni bunalıma sokup istanbula geri döndü.neyse mevlananın şu dizelerini okudum bir yerde biraz olsun aydınlattı kafamdaki kara bulutları;

Kardeşim sen düşünceden ibaretsin
Geriye kalan et ve kemiksin
Gül düşünürsün , gülüstan olursun
Diken düşünürsün dikenlik olursun..............

M E V L A N A

tamda bir teselli ararken...

Saturday, May 26, 2007

Alice : Deli insanların arasına gitmek istemiyorum.

Cheshire Kedisi : Bunun sana pek bir yararı yok. Hepimiz burada deliyiz. Ben deliyim. Sen delisin.

Alice : Benim deli olduğumu nereden biliyorsun?

Cheshire Kedisi : Öyle olmalısın. Öyle olmasaydın buraya gelmezdin.



son günlerde kendimi karşıyakanın delisi gibi hissediyorum.çise hanıma bir süredir gündüzleri annanesi bakıyor ,bende bir kaç ay evvel başladığım ama bir türlü sonunu getiremediğim bir işi halletmeye çalışıyorum( babam yardım etmese bu kadarda yapamazdım ya..)..üstüm başım hep pis .zor işmiş aşap işi,itiraf ediyorum. geçen gün gene alelacele atölyeden çıkıp önce markete arkasındanda tam karşısındaki parfümeriye uğradım.haliyle market poşetlerini bir kenara bırakıp suçluluk duyguları içinde boya seçmeye çalışırken çevremde bir hareketlilik farkettim fakat üzerime alınmadım hiç.süslü püslü kızlar etrafta "üff feci bir koku,nedir bu?","klimaları açın,ön klimayı kapatın,arkayı açın burda bir durum var" şeklinde koşturduklarında bu olağanüstü hal durumuna biraz evvel markette kokularına kapılıp almış olduğum taze sarımsakların yol açtığını fark ettim.kızları "onlar benim poşetimdeki sarımsakların kokusudur ,merak etmeyin ben birazdan gidince koku da yok olur" diye rahatlatmaya çalıştıysamda süslü insanlar dehşetle açılmış gözlerle bana baktılar.ardından kasada da aynı şekilde bir durum;"öff çok tuhaf bir şey kokuyor,bu ne acaba??" diyen kasiyere dayanamayarak "parfümeri çalışanları sarımsak kokusundan pek hoşlanmıyor herhalde,merak etmeyim sadece sarımsak" dediysemde taze sarımsağın yarattığı ürkütücü durum karşısında fazla rahatlatamadım onları.bunun dışında bu yıl ortaya çıkan bir yeşil tutkusu varki,her çiçekli bahçenin,balkonun önünden geçerken durup bakıyorum neler var,ne renkleri var diye.hatta geçen gün beyaz sardunyanın çeliklenebilecek bir yeri varmı diye bakarken yakalandım.evet tam elimi yaprakların arasına sokmuş ana gövdeye bakıyordum ,nereden bir dal kırsam güzelliğini bozmam diye düşünüyordumki sahibi de tam arkamdaymış.neyseki kendiside ordan burdan alınıp çeliklenmiş bir çok sardunya sahibi olduğu için olgunluk gösterdi,ayak üstü bir çiçek muhabbeti yaptık,eminim yüzüm kıpkırmızıydı ama neyseee.o her mahallede olan yaşlı ,platin saçlı,kırmızı rujlu,çocukların korkup kaçtığı teyzeler vardır ya ben onlardan olucam,hissediyorum bunu.

Sunday, April 22, 2007

bu aralar sığacık a gidip duruyoruz.kentsel sit alanında küçük bir arsa vardı ona bir tekerlekli ev :)) koyduk,hep istemiştim bir karavanda yaşamayı sabitte olsa.birde ben istediğimde çoluk çocuk yoktu daha kolay istiyordu insan.neyse yıllardır boş kalan arsaya etraftaki konu komşu evlerini yıkıp yeniden yaptıkça bol bol moloz dökmüşler.zaten anlamıyorum bu ülkede kentsel sit alanı üzerinde yanyana hem apartman vari evler hemde kesinlikle çivi çakılması yasak olan alanlar nasıl bir arada bulunabiliyor...neyse biz işin keyfindeyiz daha çok her ne kadar su olmasada,elektriği geçen hafta protokollü olarak bağlattık,1-2 gün kalmak güzel oluyor.önce zemini düzledik ardındanda traktörle gelen nefis toprağı bahçe kısmına bir güzel yaydık,desemde yan komşu teyzenin dediği gibi "dünyanın işi bitmiyor".ama en keyifli bölüm ise kale içindeki fidanlıktan aldığımız çeşit çeşit yaseminleri,melisaları,fesleğen,reyhan ve diğer çiçekleri hava kararmış olmasına rağmen ekmek oldu.ne varki ek ve yola çık .aklım çiçeklerimde acaba tuttularmı,güzel oldularmı,yoksa karanlıkta eğri büğrümü ektim.15 yıl evvel biri deseydi bahçeye çiçek ekeceksin,aklın onlarda kalıcak diye gülerdim tabiki.bu arada geçen hafta sığacıkta bir heyecan bir koşuşturma ve bir trafik,tamda bizim evin önü minibüs dolu.ne bu derken bir baktımki köyün çocukları,kadınları bir süs bir püs dolaşıp duruyorlar ortalıkta.sonradan anladıkki bir dizi çekimi varmış ondanmış bu telaş.sığacığa yıllardır gider geliriz ama bu sene başka bir sevdim orayı,ah birde rüzgarı olmasa.